Sık kullanılanlara Ekle Giriş Sayfası Yap
Menüler
Dosyalar
Hava Durumu
SIRNAK SIRNAK
Saat
Güzel Sözler
Bir şeye ait herşeyi öğrenin; herşeye dair bir şeyler bilin. (var dyke)
Yazarlarımız 1
  Kemal ÇOLAK
GÜNEŞ NEVRO’DA DA DOĞUYOR
  Abdullah  TATLI
GÜL KOKUSU
  Ömer ŞAHİN
Öğrenme Çağı ve Öğretme
Takvim

Ömer ŞAHİN

Öğrenme Çağı ve Öğretme

Tarih :2009-11-24 02:19:21               Gosterim :67

Çocuğun, maddî, manevî donatımı iki şekilde yapılabilir:

            Onu öğrenmeye mecbur tutmadan, ailenin hâl ve dil yoluyla onun duygularına takdim ettiği derslerdir ki, çocuk bunları farkına varmadan, havayı teneffüs ettiği gibi teneffüs eder.

            Onu öğrenmeye mecbur tutarak, her yaş için gerekli usûl ve metotlarla, onun daha evvel gördüğü ve görmediği şeylerin belletilmesidir ki, bu şıkta ona vermeyi planladığımız şeyler, daha çok hazırlanıp önüne konan yemeklere benzer.

            Birinci şıkta, anne ve baba, gönülden bağlı bulundukları en ideal hayat tarzını, gergef işler gibi yaşar, anlatır ve gösterirler. Böylece çocuk, alacağını alır. İkinci şıkta ise, her yaş ve seviye için verilecek şeylerin hazırlanması, hattâ komprime haline getirilmesi; takdim usûlü ve takdimde kullanılacak dil, her birerleri başlıbaşına birer mevzudur ve hepsine riayet edilmesi gerekmektedir.

            Çocuğun, eşya ve hadiseler karşısında uyarılarak, bir kısım şeyleri öğrenmeye mecbur tutulduğu bu dönemde okul da devreye girer ve ailenin yanında yerini alır. Bunun tabiî bir neticesi olarak da, ailenin vazifesi ikileşir: 1. Aileda çocuğu görüp gözetme. 2. Onun okuldaki durumunu kontrol etme... Her iki vazife de çok mühimdir ve hususi titizlik ister. Zira, o güne kadar yavruya verilen şeyler hassasiyetle korunmaz ve yaş farkıyla, kazanılan idrake göre yeni şeyler ilâve edilmezse, çocuğun hiçbir işe yaramayacak şekilde bozulup gitmesi kuvvetle muhtemeldir.

            Evet, aile her güzel şeyin özünü bir tohum gibi onun ruhuna ektikten sonra, okul, bu ilk merhalenin tamamlayıcısı, geliştiricisi ve koruyucusu olmalıdır. Aksi halde, ailedaki bütün gayretler boşa gideceği gibi, dün verilenlerin bugünkülerle çelişmesi, çocuğu bütün bütün şaşkına çevirecektir.

Çocuğa Verilecek İlk Dersler

            Aileda çocuğa verilmesi gereken ilk derslerin, ona sağlam karakter kazandıracak ve toplumun yararlı bir mensubu olacak şekilde, Yüce Yaratıcı'ya iman ve saygı, O'nu bize anlatan hakikat erlerine hürmet ve minnet, anneye, babaya iyilik, insanlara sevgi ve alâka, dili iyi kullanma, vatana millete bağlılık ve millî değerler olması gerekir. Bunlar, çocuğun duygu ve düşünce atmosferini çepeçevre sarmalı, çocuk her lâhza bunları teneffüs etmeli ve aile fertleri durmadan bunları solumalıdır.

            Ailede ve okulda ilk olarak bu dersleri alacak çocuğa bu temeller üzerinde sosyal kişilik kazandırılması ve buna ek olarak, içinde yaşadığı devrin şartları içinde, onun ilimler adına inkılâpçı bir yapıya kavuşturulması, daha doğrusu sürekli bir dirilişle hep yeni ve hep taze bir anlayışa ulaştırılması ve orada korunması; sonra da, bu noktadan hareketle, sanat, ticaret, ziraat, ilim ve teknik gibi meselelere alıştırılması, adapte edilmesi gerekir.

            Bir toplumun güven içinde yaşayabilmesi, geçmişi geleceğe bağlayarak, yeni yeni çok boyutlu dünyalar kurabilmesi, ancak bu ilk esaslarla mümkün olacak, bu hususlardan birinde gösterdiği ihmal nisbetinde de - belli bir sahada çok ileri gitse bile - kendi ayakları üstünde varlığını koruyabilmesi zorlaşacaktır. Evet, bir toplumun âhenk içinde ve sürekli olarak varlığını sürdürmesi inanç ve ibadete, inanç ve ibadetin yanında sanat, ticaret, sanayi ve ziraata, bunların yanında da devletler arası dünya dengesinde yerini alma gayret ve çabasına bağlıdır.

            Bu derslerin de, anlatmak kadar bizzat yaşanılarak verilmesi gerekir. Evet, hiçbir ders, ailedan alınan bu samimi öğütler kadar tesirli olamaz. Elverir ki, bu derste hâl ve dil yanyana gelsin ve anlatılmak istenen şey gönülden ve devamlı olsun. Evet, hangi ders, kâinattaki baş döndürücü nizam ve âhengi anlattıktan sonra, hayret içinde iki büklüm olmak kadar ona tesir edebilir? Ve hangi ders, Yüce Yaratıcı'nın, çilekeş elçilerini anlattıktan sonra iki damla gözyaşı dökme kadar onun üzerinde silinmeyen iz bırakabilir?"

Eğitim-Öğretimde İnancın Yeri

            İnanç, bir milleti olgunlaştıran ve sonra da ona devamlılık kazandıran en mühim bir unsurdur. Bir toplum, bütün meselelerini imanla yoğurup imanla şekillendirip ve sağlam inanç kaideleri üzerine oturttuğu nisbette istikrarlı ve gelecekten ümitli olabilir. Aksine, inançsızlığı nisbetinde de sıkıntı ve buhranlar içinde kıvranır durur ve belki de, Allah korusun, tarihten silinip gider. Bu itibarla deyebiliriz ki, eğitim ve öğretimin fertler ve toplumun üzerindeki tesiri, o eğitim ve öğretim içinde inanca verilen yerle doğru orantılıdır.

            İnsan, Yaratıcısını tanımaz, ona itimat edip dayanmazsa, son derece aciz ve zayıf, fevkalâde muhtaç ve fakir, bir sürü musibete maruz elemli, kederli ve alâka peyda ettiği bütün sevdiklerinden her an ayrılma ızdırabını çeken, sonra da tek başına, kendi kaderiyle, kabrin karanlıklarına gömülen bir varlıktır. O, sırtına ve başına yüklediği dünyalar kadar ağır yükler altında ezile ezile cehennemî azaplar çeker. Bu acıklı hâl ve dehşetli manevî azabı duymamak için hislerini iptal edip kendini sarhoşluğa vermesi ise, ne acı ve ızdıraplıdır!

İnancın insana kazandıracaklarını ise şu şekilde sıralayabiliriz.

İnanç yolu, insanı huzura, doygunluğa ve ruh âleminde cennetlere ulaştırır. Dünyayı bir misafirhane, varlıkları, Yüce Yaratıcı'nın İsimleri'nin aynaları ve bütün İlahî sanatları her vakit tazelenen birer mektup, birer name gören kimse, yok olup gitmeğe mahkûm, fani şeylerin her zaman gönlünü yaralamasına karşılık, varlığıyla huzura erdiği Zât'ın mevcudiyetini düşünerek o yaraları tedavi eder ve karanlık vehimlerden kurtulur. Evet, böyle birinin nazarında ölüm ve ecel, öbür âlemdeki ahbaba kavuşmanın başlangıcı ve asıl vatana bir seyahattir.

Demek ki, hayatın zevk ve lezzetini arayanlar, onu imanla donatılmış kalplerle aramalı ve kulluk sorumluluklarını yerine getirme temelinde takip etmelidirler. Yoksa, bu dairenin dışında zevk ve lezzet arayanlar - kendilerini aldatacak bir kısım şeyler bulsalar bile - ızdıraptan ızdıraba düşecek ve bu dünyaya geldiklerine bin pişman olacaklardır. Bu itibarla, "kim dünya hayatını esas maksat yaparak, kendini fani şeylerin kucağına atacak olursa, görünüşte bir cennet içinde dahi bulunsa, manen cehennemdedir. Ve aksine kim de, ciddi olarak ebedî hayata yönelirse, dünyası çok fena ve sıkıntılı da olsa, burayı, öbür âlemi bekleme salonu gördüğünden, huzurlu, ümitli ve mesuttur.

Bunun gibi, ailenın emniyet ve huzuru, köy, kasaba ve şehirlerin asayiş ve sükûneti, sadece ve sadece kalbi ve ruhu itibariyle yetişmiş, Allah'a ve âhirete inanmış nesiller sayesinde mümkündür. Evet:

"Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır."

Yazarın Bütün Yazıları :
Atatürk Köşesi
Okul Meclisi
Sınıflar
MEB Haber
Gerekli Linkler
Milli Eğitim Bakanlığı
Şırnak Valiliği
İl Milli Eğitim Müd.
Silopi İlçe MEM
E-OKUL
Veli Bilgilendirme
İLSİS
Ziyaretçi Defteri
Site Trafigi
Online:5
Bugün:1
Bu ay:212
Toplam:14049
İp Adresiniz
38.107.191.92
Okul Web Sistemi
e-okul Veli Bilgilendirme Sistemi Okul Web ve E-posta Hizmetleri Yönetim Panelleri Eğitek Çağrı Merkezi Emezun
İlkyardım - Türk Kızılayı Geleneksel Türkiye Bebeği-Elif Bebek İnternet Radyo TV Bu Benim Eserim İnternet İhbar Hattı Etik Komisyonu